Çoğu Zaman Birbirimizi Neden Anlamıyoruz?

“Her insan yalnızca anladığı şeyi duyar”  Goethe

Bu sorunun sade bir yanıtı vardır: anlamak istemediğimiz için. Peki, neden anlamak istemeyiz. Bu sorunun yanıtı da çoğunlukla o kişi ya da o konu hakkında bir önyargımız vardır. Kişinin ne söyleyeceğini ya da neden söyleyeceğini bildiğimiz konusundaki eski deneylerimiz bizde bir önyargı oluşturmuştur. Bu da, bizim dinlememizi engeller. Dinliyormuş gibi yapar ama aslında dinlemeyiz.

Bu durum en çok ev içindeki bireylerin birbirleri ile olan ilişkilerinde, işyerlerindeki ilişkilerde, kitle iletişim araçlarına karşı olan tutumlarımızda görülür. Bu önyargıların temelindeki önemli yanlış ise, durumun değişmezliğine ilişkin bir genellemedir. O hep böyle yapar, onun ne diyeceği bellidir ya da şimdi gene şunu isteyecektir gibi önyargılı tutumlar birbirimizi anlamayı engeller, bu yüzden de birbirimizi anlama özürlüsü durumuna düşeriz.

Peki, insanları “anlama” adına ne yapmalıyız?

Farklı düşünce ve davranışları anlamaya çalışın. Kendinizi karşınızdaki kişinin yerine koymaya çalışın. Şu soruyu aklınızdan çıkarmayın, “Karşımdaki kişiyle yer değiştirseydim ne düşünürdüm?” yer değiştireceğiniz kişi eşiniz, çocuğunuz ya da arkadaşınız da olabilir. Eğer bu yöntemi hayatınızın bir parçası haline getirmeyi başarırsanız onları daha iyi anladığınızı göreceksiniz ve onlarla daha iyi iletişim kuracaksınız.

Karşınızdaki tamamıyla yanılmış dahi olsa onu anlamadan kendi gözlüklerimizle onun dünyasını görmek ve ona hemen tavsiyelerde bulunmaya başlamak doğru değildir. Çünkü o kendisinin doğru yaptığını düşünmektedir. Bu yüzden onun düşünce tarzını ortaya çıkarmak ve niçin sizin gibi düşünmediğini anlamak zorundasınız.

Başkalarının sizden farklı düşünmelerinin altında yatan mutlaka bir sebep vardır. Bu gizli sebebi keşfederseniz onun hareketlerinin anahtarını bulmuş olursunuz.

Mutlaka davranışları anlama becerisi kazanmak zorundayız. Başka insanların davranışlarını anlamak için şunlara dikkat edin,

1- Size bir şey söylediklerinde dikkatle dinleyin.

2- Durumu onların açısından görmeye çalışın.

3- Onların değerleriyle ve görüşleriyle ilgilenin.

Dikkatlice, hak vererek ve sabırlı bir şekilde dinlemeye hazır değilseniz, bir insanı asla gerçekten anlayamazsınız.

Gördüklerimiz ve öğrendiklerimiz den her insanda aynı etkiyi bırakmaz?

Çünkü algılamalarımızı değiştiren ve farklı kılan nedenler vardır. Ve tepkilerimiz de buna göre şekillenin”. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Kişiliğimiz,

2- Algılama kapasitemiz,

3- Önyargılarımı? Ve olaylara bakış tarzımız.

Herkes izlenimlerine, daha önceki deneyimlerine ve beklentilerine göre farklı ve kendine özgü düşünceler üretir. Bu demektir ki, bilgilerin önyargılı biçimde toplanıp değerlendirilmesi olasılığı yüksektir. Bu da iletişimi etkileyecektir.

Bir örnekle meseleyi daha anlaşılır hale getirelim;

İki öğrenci grubumuz olsun A ve B grupları. A grubunu yanımıza çağırıp bağlı bulunan bir köpeği onlara gösteriyor ve diyoruz ki; “Aman ha! Şu köpeğe yaklaşmayın, kuduzdur. Sizi ısırırsa mahvolursunuz.” Bunu duyan çocuklar köpeğe korkulu gözlerle bakmaya ve ondan uzak durmaya çalışıyorlar.

B grubunu da yanımıza çağırıp onlara da diyoruz. “Çocuklar şu zavallı köpek üç gündür aç. Çok sevimli ve akıllı bir köpek. Onu sevebilirsiniz ve doyurma görevi de sizin…” Bunu duyan çocuklar köpeğin yanına sokulup onu sevmeye başlıyorlar. Onun için yiyecek arama çabasına giriyorlar.

Köpek aynı köpek olduğuna göre A gurubu köpeğin yanına dahi sokulamazken, B gurubu nasıl oluyor da köpeği sevebiliyor?

Bu örnek bizlere çevremiz tarafından şartlandırılarak büyütülebileceğimizi gösterir. Onun için kişinin yetiştiği ortam çok iyi bilinmeli ve ona göre davranılmalıdır. Şunu aklınızdan çıkarmayın. Siz de onun yetiştiği şartlar içinde bulunsaydınız ne yapardınız? Nasıl hareket ederdiniz? Ona hak verirdiniz değil mi? O zaman ona hak verdiğinizi dile getirin; “Sizi böyle düşündüğünüzden dolayı zerre kadar kınamıyorum. Sizin durumunuzda bulunsaydım, ben de sizin gibi düşünürdüm deyin. Böyle bir söz gönülleri fethetmeye yetecektir.

4- Duygusal konumumuz: (Duygularınız, bilgileri değerlendiriş tarzınızı ve buradan düşünceler oluşturma biçiminizi önemli ölçüde belirler.)

5- Davranış tarzımız: (Başkalarının davranış tarzı, sızın davranış tarzınızı belirleyecektir.)

6- Cinsiyetimiz: (Kadınlar, durumun duygusal yönlerini daha çabuk yorumladıkları ve kavradıkları için, genellikle erkeklerden daha iyi iletişimcidirler.) farklı değerlendirilir.

7- İhtiyaç ve beklentilerimiz: Herkes kendi istediği şeyi duyan ve kendi beklentilerine uymayan mesajları almama eğilimindedir. Onun için ilişkilerde beklentiler göz önüne alınmadan kurulan iletişim problemlere yol açabilir.

“Başkalarının ne istediğini akıllarına getirmeyenler sonunda başarısız olurlar.”

Herber tn.CASSON

İnsanların ihtiyaçları, onların davranışlarına kesin bir şekilde yansır. Herkesin ihtiyaçları vardır;

a) Duygularına karşılık verilmesi

b) Başarısının kabul edilmesi

c) Güven tazeleme ihtiyacı (yaptığım doğru mu?)

d) Dikkat çekme ihtiyacı getir-

e) Onaylanma ihtiyacı

f) Değerli olma ihtiyacı gibi.

İnsanların ihtiyaçlarını tespit ederseniz onların davranışlarını daha iyi anlarsınız.

Tanınmış bir psikolog olan William James; “İnsanların en temel içgüdülerinden biri, başkaları tarafından kabul edilme duygusudur.” demektedir. İnsanlar tarafından sevilmek, değer verilmek ve aranmak bizim için en temel duygulardan biridir.

Kaynak: Etkili insan olmanın incelikleri – Canten Kaya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.