Farklı olmak zorundasınız.

Üzülerek ifade edebilirim ki, birçok şirket ve KOBİ’mizin özellikle üst yöneticisi ‘Daha başka nasıl başarılı olunabilir ki, ben küçüklüğümden beri bu sektörde yetiştim, sektörü çok iyi biliyorum ve bu iş başka türlü yapılamaz’ düşüncesine sahip.

Yarım yüzyıldır, her 10 yılda bir farklı bir konuda başarıyı yakalamak zorunda olan şirketler için başarı göstergeleri sürekli değişmektedir. TÜSİAD’ın yayınları arasında olan “Yeni Rekabet Stratejileri ve Türk Sanayisi” başlıklı dokümanda bu başarı göstergeleri detaylı bir şekilde açıklanmıştır.

1960’lı yıllara kadar şirketleri başarıya götüren konu verimliliği artırmaktan geçiyordu. II. Dünya Savaşı sonrası talebin arzın çok üzerinde olması nedeni ile yoğun rekabet ortamına henüz girmemiş şirketler, daha verimli olma başarısını gösterdiklerinde, doğal olarak başarıyı da yakalıyordu.

1970’lerde, üretim arzının talebe yaklaşması ve yeni rakiplerin pazarlara girmesi nedeni ile daha ucuza üretebilmek gündeme geldi. Artık, maliyetleri düşürebilen ve daha ucuza satabilen şirketler başarılı kabul ediliyordu. Hala, talep arzın üzerinde idi ve üretilen her şeyi, kalitesine bakmadan, almaya hazır bir müşteri kitlesi vardı.

1980’li yıllarda ürün kalitesini artırmak şirketlerin başarı göstergesi haline geldi. Japonya’da başlayan, ABD’de devam eden ve tüm dünyaya yayılan kalite rüzgârları başarıya doğru esiyordu. Bu arada, toplam kalite konusunda dünya liderlerinden olan Deming’in daha 1960’lı yıllarda, Devlet İstatistik Enstitüsü’ne istatistik konularında danışmanlık yapmak üzere defalarca Türkiye’ye geldiğini, özgeçmişini yazdığı kendi sitesinden öğreniyor ve talih kuşunun defalarca kafamıza konduğunu, ancak bizim bundan yararlanamadığımızı üzüntü ile öğreniyoruz.

1990’lı yılların başarı göstergesi ise, şirketlerin hızlı ve esnek olmasından geçiyordu.

Berlin Duvarı doğrudan doğruya, hızlı hareket edemeyen ve değişime anında ayak uyduramayan şirketlerin üzerine yıkılıyordu. Hızlı ve esnek olabilmek, üretim arzının hızla arttığı, küreselleşme nedeni ile rekabetin giderek yoğunlaştığı dünyamızda en önemli başarı kriteri oluyordu.

2000’li yılların başarı göstergesi ise ‘benzersiz’ olmaktan geçmektedir. Yeni yüzyılın bir numaralı gerçeği olan ‘benzersiz olmak’, sadece yaratıcı gücün ortaya çıkarabileceği özgün stratejilerden geçmektedir. ‘Rakiplerimize oranla farklı biçimde başarılı olma’ olarak da tanımladığımız stratejiye olan ihtiyaç her geçen gün daha fazla artmaktadır. Yüzlerce ulusal, binlerce küresel rakip arasında ‘benzersiz’ olunabilir mi? Bu soruya bütün şirketlerimiz ‘evet’ cevabı verebilir mi bilmiyorum ama bu var oluş ve yok oluş savaşıdır. Ulusal ve uluslararası rakiplerine göre farklı şekilde başarılı olmak isteyen bütün şirketlerimizin bu konuda başarılı olacağını söylemek mümkün değildir. Ancak, başarılı olanlar bu şekilde düşünenler arasından çıkacaktır.

Üzülerek ifade edebilirim ki, birçok şirket ve KOBİ’mizin özellikle üst yöneticisi ‘Daha başka nasıl başarılı olunabilir ki, ben küçüklüğümden beri bu sektörde yetiştim, sektörü çok iyi biliyorum ve bu iş başka türlü yapılamaz’ düşüncesine sahip. Tepe yöneticisinin böyle düşünmesi halinde, o şirketin strateji üretmesi imkânsızdır.

Doğru düşünce şekli ‘Biz bulabiliriz veya bulamayız ama bu iş mutlaka daha farklı bir şekilde de yapılarak başarıya ulaşılabilir’ şeklindedir. ABD paten enstitüsü başkanı yirminci yüzyılın başında ‘Yapılabilecek bütün icatlar yapıldı, artık pek fazla icat kalmadı’ diyebilmiştir. Oysa sadece yirminci yüzyılda bulunan icatların sayısı, daha önceki bütün dönemlerin toplamından fazla olmuştur.

Unutulmamalıdır ki, 2000’li yıllar rakiplerimize göre ‘benzersiz’ olma becerisini bulabilme yıllarıdır. Ya benzersiz olan ürün veya hizmeti bulur, yaptığımız işin tadını çıkarırız veya diğer binlerce rakibimiz gibi yaparak, hayatta kalmak için çırpınır dururuz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.